Sorgulamak... Nedense içimize işlemiş bir şeyleri sorgulamak. Kötü bir alışkanlık olmuş, aklımıza yerleşmiş. Hiç bir şeyi sorgulamadan kabullenemiyoruz.
Aslında çok basit cevapları var tüm soruların... Yeter ki sorgulamayı her seferinde aklımızla değil, arada işin içine yüreğimizi de koyarak yapalım.
"Neden?".. Çünkü ben öyle istiyorum.
"Nasıl?".. Ne önemi var; olması mı önemli, nasıl olduğu mu?
"Kim?".. Ben; bildiğin ben. Az biliyorsan, bildiğin kadarıyla ben.
"Ne zaman?".. Dün, bugün, yarın.
"Nerede?".. Ben nerede istersem, sen nerede istersen orada.
Sorular esasın önüne nasıl da geçiyor, değil mi? Halbuki önemli olan esasın kendisi; öyle olmasa söylenmezdi. En azından ben söylemezdim.
Duygularla ilgili kurulan hangi cümleyi sorgularsan sorgula, sonunda göreceksin ki o cümlenin tüm kıymetini hiçe sayıyorsun. Bırak, önce duy. Bir şey sorma. Sen çocuk değilsin artık; benim de çocuk olmadığımı anla. Veya beni bir çocuk say, yüreğindekileri tüm saflığıyla anlatan. Belki o zaman sorgulamadan dinlersin.
Sorgulama, duyduğunu hissetmeye çalış. Hesap yapma, direkt sonucu anlamaya çalış. Kurma, hazır kurulmuş verilen bütünü görmeye çalış.
Benden olanı, olduğu gibi kabullenebildiğin gün bazı şeylerin değiştiğini göreceksin. En azından duydukların daha da içten gelecek sana..
Sakın "kolayca inanırsam aldanır mıyım?" diye sorma kendine. Eğer böyle düşünürsen hep aradığını bulsan da farkına varamazsın. Hem zaten hayatın kendi bir yanılsama değil midir?.. Bir eksik, bir fazla farketmez. Ama gerçek olanı görememek?
Ben gerçeğim desem, bana inanır mısın?
Eray ÇINAR, 19/02/2007
Ne çok söyleyecek şeyimiz var aslında değil mi? Sanki yıllardır susturulmuşuz.. Sanki deliler gibi anlatmışız ama dinleyenimiz olmamış.. Ne çok şey birikmiş içimizde; ne çok şey bekler olmuş yüreğimizde, biri çıkıp onlara kıymet versin diye dua eden. Ama ne ilginçtir; ne kadar anlatırsak anlatalım karşılıklı, gene de yetmiyor. Sevda gibi, öyle uzun beklemiş ki kelimeler.. Farkında mısın, hiç bir konuyu konuşurken bitiremiyoruz. Hep bir başka konuya atlıyoruz. Birimiz diğerinin sözünü kesiyor sürekli. Ama kabalıktan değil. Beklemekten usanmışlıktan. Bir daha dinleyen bulamayız korkusundan.
Ne çok şeyim vardı anlatacak
Sonunda kelimeler bir oldu
Hep beraber
Seni aramaya çıktılar.
Belki de bu yüzden anlatmaktan vazgeçiyoruz.. Dinleyen olmadığından. Kızıyoruz; bilmiyorlar ne kadar da hevesliyiz dinlemeye. Ne anlatan var, ne dinleyen oysa ki. Ne kadar bencil bu insanlar.
Sevdanı anlatırsın, küçümserler.. Hüznünü anlatırsın, güler geçerler.. Sevincini paylaşmak istersin, yürür geçerler.. Yalnızlığını kırmak istersin, kullanırlar.. Her kelimenin, her dokunuşun, her öpücüğün, her damla gözyaşının bir bedeli olmalıdır onlar için.. Hiç bir şey karşılıksız olamaz sanki.. Oysa, karşılıksız dinleyen kıymetlidir gerçek yüreklerde. Karşılıksız anlatan özeldir.
Daha anlatacaklarım var desem, beni karşılıksız dinler misin?
Eray ÇINAR, 17/02/2007